SESSİZLİĞİN BEDELİ
BANA DOKUNMAYAN YILAN" NE ZAMAN ISIRACAK?
Dünya tarihi, sadece savaşların değil, aynı zamanda muazzam bir ikiyüzlülüğün de tarihidir. Bugün aynaya baktığımızda gördüğümüz manzara şudur: Tüm sapkınlıklar, zulümler ve adaletsizlikler gözler önüne serildiği halde; güçlülerin karşısında "sus pus" olan bir medya, bir kamuoyu ve bir dünya düzeni...
Tarih tekerrür ediyor. Dünün sapık liderleri bugün sadece isim değiştirerek yine sahnedeler. Güçleriyle dünyayı tehdit ediyor, gerçekleri haykıranların sesini ise birer birer kısıyorlar. Kalanlar mı? Onlar "üç maymun" tiyatrosunun sadık oyuncuları: Görmedim, duymadım, bilmiyorum!
"Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın" mı?
Toplumun büyük bir kesimi, felaket kendi kapısını çalana dek sessiz kalmayı bir kurtuluş stratejisi sanıyor. Oysa bizim kadim bir sözümüz vardır: "Su uyur, düşman uyumaz." Bizler rehavet uykusundayken, bizi etkisiz hale getirmek isteyenler cephede değil, zihnimizde savaşıyorlar.
Asıl yıkım, tankla tüfekle değil; ahlakın çöküşü ve aile yapısının sarsılmasıyla geliyor. Bugün klavye başında devletini bin parçaya bölüp adalet dağıttığını sanan "sosyal medya kahramanları", yanı başındaki gerçek zulmü görmezden geliyor. "Dualarımdalar" diyerek vicdan rahatlatanlar, icraata gelince ortadan kayboluyor. Elbette dua silahtır, ancak unutulmamalıdır ki; tedbir bizden, takdir Allah’tandır. Tedbir almayan, uyanık durmayan bir toplumun sadece temenniyle ayakta kalması mümkün müdür?
Eleştiri mi, İhanet mi?
Elbette devlet eleştirilir, eksikler söylenir. Hayat pahalılığı, ekonomik zorluklar can yakıyor; buna kimsenin itirazı yok. Ancak eleştiri ile ülkeyi bölme arzusunu birbirine karıştırmak, bindiği dalı kesmektir. Gençliğimizi, aile ahlakımızı ve eğitimimizi ihmal ettiğimiz gerçeği, bugün yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor.
Eğer biz bugün ahlaki değerlerimize ve eğitime, ekonomik kaygılarımızdan daha fazla (veya en az onun kadar) önem verseydik; bugün bu yozlaşma karşısında bu kadar savunmasız kalmazdık.
Sonuç olarak:
Sıranın size gelmesini beklemeyin. Çünkü o meşhur "yılan", besleyip büyüttüğünüz sessizliğinizle bir gün mutlaka kapınıza dayanacaktır. Uyanmak için felaketi beklemek, en büyük felaketin kendisidir.