Bir Manzara Değil, Emanetimizdir
Mavi ve Yeşil: Sadece Bir Manzara Değil, Emanetimizdir
Bugünlerde en çok "su savaşları" tabirini duyuyoruz. Bir zamanlar uzak bir geleceğin senaryosu gibi duran su kıtlığı, artık kapımızın eşiğinde. Ancak asıl mesele sadece gökyüzünden düşen yağışın azalması değil; asıl mesele, bizim doğaya olan bakış açımızın çoraklaşmasıdır.
Su Yoksa Yaşam da Yok
Su, sadece hidrojen ve oksijenden oluşan bir bileşik değildir; yaşamın ta kendisidir. Bugün dünyanın pek çok yerinde temiz bir yudum su için verilen mücadele, aslında bir varoluş mücadelesidir. Ülkemizde ve dünyada giderek derinleşen su problemi, sadece teknik bir sorun değil, küresel bir vicdan sınavıdır. Unutmamalıyız ki; toprağın suya, insanın ise her ikisine olan ihtiyacı tartışılamaz bir gerçektir.
Doğaya Saygı, İnsana Saygıdır
Bizler, birbirimize saygı göstermekle yükümlü olduğumuz kadar, bu dünyayı paylaştığımız bitkiye, hayvana ve akıp giden dereye de saygı duymak zorundayız. Saygı; sadece insan ilişkilerinde değil, bir deniz kenarında, bir göl kıyısında veya bir ormanın derinliklerinde de kendini göstermelidir.
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte kıyılarımıza, yaylalarımıza akın ediyoruz. Ancak ne hazindir ki; huzur bulmaya gittiğimiz o eşsiz doğayı, "egoist" bir yaklaşımla kirletip arkamızda çöp yığınları bırakarak dönüyoruz. Doğayı sadece bize hizmet eden bir tüketim nesnesi olarak gördüğümüz sürece, aslında kendi geleceğimizi zehirliyoruz.
Görevimiz Korumak ve Yaşatmak
Denizleri temiz tutmak, gölleri korumak ve bir ağacın gölgesine sahip çıkmak bir tercih değil, bir mecburiyettir. Doğaya karşı sergilediğimiz bu hoyrat tutumdan vazgeçmeli; çocuklarımıza temiz bir dünya bırakmanın yolunun, bugünkü bencilliğimizi terk etmekten geçtiğini anlamalıyız.
Doğa bize her şeyi karşılıksız sunuyor. Bizim ona borcumuz ise sadece bir parça saygı ve koruma bilincidir. Unutmayın; doğa insan olmadan da yaşar, ama insan doğa olmadan asla var olamaz.
Gelecek, onu koruyanların ellerinde yeşerecektir.