Bir Musa Gerekli
Tarih bize şunu açıkça gösterir: Firavun tek başına var olmaz. Onu ayakta tutan bir korku düzeni, bir suskunluk ve bir kabulleniş vardır. Zulüm, sessizlikle beslenir. İşte tam da bu yüzden her topluluğa bir Musa gereklidir.
Musa, sadece bir peygamber değildir. Musa; haksızlık karşısında susmayan, gücü elinde tutana “dur” diyebilen, bedel ödemeyi göze alan bir vicdandır. Sarayın konforunu reddedip çölü göze alan bir adalet çağrısıdır. Musa, halkın arasından çıkar ama halktan yana durur.
Bugün de Firavun’un ruhu farklı kılıklarda aramızda dolaşıyor. Adaletsizliği kanunla süsleyenler, zulmü düzen diye sunanlar, emeği değersizleştirip lüksü yüceltenler… Ve ne yazık ki bu düzeni ayakta tutan sadece zalimler değil, sessiz kalanlardır.
Bir tarafta geçinemeyen milyonlar, diğer tarafta israfı marifet sayan bir azınlık… Bir çocuk ekmek çaldı diye suçlu ilan edilirken, milyonları götürenler “başarılı” sayılıyor. İşte Firavun düzeni tam olarak budur.
Ama unutulan bir şey var: Firavun ne kadar güçlü görünürse görünsün, karşısında mutlaka bir Musa vardır. Musa bazen bir öğretmendir, bazen bir anne, bazen bir işçi, bazen de kalemiyle konuşan bir yazardır. Musa olmak için peygamber olmak gerekmez; vicdan sahibi olmak yeterlidir.
Her topluluğun ihtiyacı, korkuya teslim olmayan bir ses, adaleti hatırlatan bir duruştur. Çünkü Musa yoksa, Firavun büyür. Musa susarsa, zulüm meşrulaşır.
Bugün bize düşen, bir Musa beklemekten çok, Musa olmayı göze almaktır. Bedeli olsa bile doğruyu söylemekten vazgeçmemektir. Çünkü tarih şunu öğretir: Firavunlar hep kaybeder, ama Musa’nın yolu hep kalır.