Eğitimin Ruhunu
Eğitim, insan hayatında hiçbir zaman sona ermez. İlkokulla başlar, ortaokul ve liseyle devam eder; üniversiteyle ise başka bir boyuta taşınır. Özellikle üniversite eğitimi, bireyin hayata bakışını şekillendiren, onu mesleğe ve topluma hazırlayan önemli bir basamaktır. Ancak bugün bu basamakta ciddi kırılmalar yaşandığını görüyoruz.
Çevremizde, toplumda; üçüncü dönemde okulu bırakan, derslerden soğuyan, yarıyıl sınavlarını geçemediği için vazgeçen çok sayıda öğrenci var. Bu öğrenciler sorunlarını dile getirdiğinde, çoğu zaman karşılarına çıkan cevap hep aynı oluyor:
“Çalışmalısın.”
Elbette öğrenciye düşen çalışmaktır. Emek olmadan başarı olmaz. Fakat asıl sormamız gereken soru şudur:
Ya çalıştıysa ama yine de başaramadıysa?
İşte burada eğitimin ruhu devreye girmelidir. Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; anlamak, rehberlik etmek ve yol göstermektir. Egoların konuştuğu yerde eğitim susar. Kapıları yüzüne kapatılan bir öğrenci, zamanla hayattan da kopar.
Oysa yapılması gereken çok daha insani ve çok daha öğreticidir. Öğrenciyi yanımıza çağırmak, onunla birlikte düşünmek, birlikte çözüm üretmek… Zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak. Yargılamak değil, yol göstermek.
Unutmayalım: Eğitimsiz bırakılan her genç, geleceğinden çalınmış bir toplum demektir. Bilgi yoksunluğu sadece bireyin değil, ülkenin de yoksulluğudur. Bugünün gençleri yarının büyükleridir; onları kaybedersek, yarını da kaybederiz.
Eğitim sistemi kadar, eğitimcinin vicdanı da önemlidir. Çünkü ruhu olmayan bir eğitim, sadece diploma üretir; insan yetiştiremez.