reklam
reklam
03 Şubat 2026
İstanbul
Parçalı bulutlu
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,4848 %0.02
51,3257 %0.05
6.900,67 % 6,11
Ara
İKİ YÜZLÜ BİR TOPLUM

İKİ YÜZLÜ BİR TOPLUM

YAYINLAMA:

Açık konuşalım: Biz bu topraklarda dinde de, örfte de, âdette de işimize geldiği gibi yaşamayı seçtik. Sonra da bunun bedelini masum çocuklarımıza ödetiyoruz. Ne Müslüman gibi yaşayabildik ne de kimliğine sahip çıkan bir millet olabildik. Ortaya çıkan şey ise ne olduğu belirsiz, değerleri bulanık bir toplum oldu.

Kendi dinî bayramlarımız her geçen yıl biraz daha sıradanlaşırken, Hristiyanlığın bayramları büyük bir hevesle sahiplenildi. Noel ağacı süslemekten utanmayanlar, bayram sabahı büyüklerinin kapısını çalmaya üşeniyor. Yılbaşı için haftalar öncesinden plan yapanlar, bayram için “tatil nereye denk geliyor” hesabı yapıyor. Hediyeler, çekilişler, millî piyango… Hepsi var. Ama bayramın ruhu yok.

Bayram artık ziyaret değil, zahmet. Büyüklerin eli öpülmüyor, hayır duası alınmıyor. Yaşlılar kapıda bekliyor, çocukların bayram sevinci ya tatil bavuluna ya da telefon ekranına hapsediliyor. Bayramlar, tatil fırsatına indirgenmiş durumda. Bu bir ihmal değil, açık bir değer kaybıdır.

Buna karşılık yılbaşı gecesi sokaklar alkolle, taşkınlıkla, rezillikle doluyor. Müslüman bir ülkede alkolün su gibi aktığı, ahlaksızlığın “eğlence” diye pazarlanabildiği bir gece, utanmadan “gelenek” olarak sunuluyor. Bu bir kültürel etkileşim değil, kültürel teslimiyettir.

Bu tablonun sorumlusu kim? Sosyal medya mı? Evet. Sessiz kalan yöneticiler mi? Evet. Ama asıl suçlu biziz. Çocuğuna yılbaşını öğreten, bayramı unutturan aile biziz. Evinde noel ağacı kurup bayram sofrası kurmayan biziz. Sonra da “gençlik nereye gidiyor” diye soruyoruz.

Çocuklarımızın heyecanla beklediği günler yılbaşı değil, bayramlar olmalıydı. Eğer bugün bu hale geldiysek, bu bir tesadüf değil; tercihimizin sonucudur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *