İKİ YÜZLÜ BİR TOPLUM
Açık konuşalım: Biz bu topraklarda dinde de, örfte de, âdette de işimize geldiği gibi yaşamayı seçtik. Sonra da bunun bedelini masum çocuklarımıza ödetiyoruz. Ne Müslüman gibi yaşayabildik ne de kimliğine sahip çıkan bir millet olabildik. Ortaya çıkan şey ise ne olduğu belirsiz, değerleri bulanık bir toplum oldu.
Kendi dinî bayramlarımız her geçen yıl biraz daha sıradanlaşırken, Hristiyanlığın bayramları büyük bir hevesle sahiplenildi. Noel ağacı süslemekten utanmayanlar, bayram sabahı büyüklerinin kapısını çalmaya üşeniyor. Yılbaşı için haftalar öncesinden plan yapanlar, bayram için “tatil nereye denk geliyor” hesabı yapıyor. Hediyeler, çekilişler, millî piyango… Hepsi var. Ama bayramın ruhu yok.
Bayram artık ziyaret değil, zahmet. Büyüklerin eli öpülmüyor, hayır duası alınmıyor. Yaşlılar kapıda bekliyor, çocukların bayram sevinci ya tatil bavuluna ya da telefon ekranına hapsediliyor. Bayramlar, tatil fırsatına indirgenmiş durumda. Bu bir ihmal değil, açık bir değer kaybıdır.
Buna karşılık yılbaşı gecesi sokaklar alkolle, taşkınlıkla, rezillikle doluyor. Müslüman bir ülkede alkolün su gibi aktığı, ahlaksızlığın “eğlence” diye pazarlanabildiği bir gece, utanmadan “gelenek” olarak sunuluyor. Bu bir kültürel etkileşim değil, kültürel teslimiyettir.
Bu tablonun sorumlusu kim? Sosyal medya mı? Evet. Sessiz kalan yöneticiler mi? Evet. Ama asıl suçlu biziz. Çocuğuna yılbaşını öğreten, bayramı unutturan aile biziz. Evinde noel ağacı kurup bayram sofrası kurmayan biziz. Sonra da “gençlik nereye gidiyor” diye soruyoruz.
Çocuklarımızın heyecanla beklediği günler yılbaşı değil, bayramlar olmalıydı. Eğer bugün bu hale geldiysek, bu bir tesadüf değil; tercihimizin sonucudur.