reklam
reklam
İstanbul
Parçalı az bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,5565 %0.10
55,7692 %0.12
6.633,21 %-0.03
Görünmeyen Salgın

Görünmeyen Salgın

YAYINLAMA:
Neden Hepimiz Bu Kadar Öfkeliyiz?
​Son zamanlarda sokakta yüyürken, trafikte korna çalan araçların arasında beklerken ya da sosyal medyada birkaç dakika vakit geçirirken hiç fark ettiniz mi? Toplum olarak garip bir "cinnet" eşiğinde yürüyor gibiyiz. En ufak bir yanlış anlaşılmada parlayan, sırada beklemeye tahammülü kalmayan, birbirinin sözünü kesmek için fırsat kollayan devasa bir öfkeli insanlar topluluğuna dönüştük.
​Peki, bizi bu kadar barut fıçısına çeviren şey ne? Ne zaman bu kadar sabırsız, bu kadar acımasız olduk?
​Cevap ne yazık ki tek bir nedende gizli değil. Hayatın her alanından üzerimize binen görünmez yüklerin bir birikimi bu.
​Öncelikle, kronikleşen belirsizlik duygusu zihnimizi yoruyor. Geleceğe dair kaygılar, ekonomik hayatın getirdiği yükler ve yarın ne olacağını bilememe hali, sinir sistemimizi sürekli bir "savaş ya da kaç" modunda tutuyor. Beyin, tehlikede olduğunu hissettiği an ilk savunma mekanizması olarak öfkeyi devreye sokar. Yani bugün sokakta karşılaştığımız o sert yüzler, aslında derin bir kaygının ve çaresizliğin maskelenmiş halidir.
​Diğer taraftan, cebimizde taşıdığımız o küçük ekranlar öfkemizi besleyen en büyük körük haline geldi. Sosyal medya algoritmaları, ne yazık ki huzuru ve uzlaşıyı değil; öfkeyi, çatışmayı ve ötekileştirmeyi satıyor. Tıklanma uğruna kışkırtılan kitleler, ekran arkasındaki o sahte cesaretle birbirine nefret kusuyor. Dijital dünyadaki bu zehirli dil, çok geçmeden gündelik hayatımıza, otobüs durağına, komşuluk ilişkilerimize sızıyor. Empati yeteneğimizi, dinleme kültürümüzü yavaş yavaş kaybediyoruz.
​Bir de şehirleşmenin getirdiği o sıkışmışlık var tabii... Trafik gürültüsü, kalabalık, betonlaşma, düzensiz uyku ve yetişme telaşı. İnsan ruhu, doğasından koptukça ve mekanikleştikçe daralıyor; daraldıkça da etrafındakilere batmaya başlıyor.
​Sonuç Olarak

​Öfke, bastırılması gereken bir duygu değildir; ama kontrolden çıktığında ilk önce sahibini, sonra da etrafını yakar. Bugün toplumsal olarak ihtiyacımız olan şey daha fazla haklı çıkmak değil, biraz daha anlayış ve yavaşlamaktır.
​Birbirimizin hayatında ne tür fırtınalar koptuğunu bilmeden yaşıyoruz. Bir tebessümü, küçük bir sabır anını ya da "canın sağ olsun" diyebilmeyi hayatımıza yeniden dahil etmezsek; bu öfke salgını hepimizi yutmaya devam edecek
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız