Sığ Özgüven
Günümüz toplumuna şöyle dışarıdan, tarafsız bir gözle baktığınızda ne görüyorsunuz? Medeniyeti iki popüler yabancı dizi izlemekten ibaret sanan, iki uç marka kıyafet giyip alışveriş merkezlerinin koridorlarında turlamayı "kendini geliştirmek" olarak tanımlayan bir kitle... Anlamını dahi tam kavramadığı birkaç İngilizce kelimeyi cümle aralarına serpiştirip bunu bir üstünlük vesilesi sayan, izlediği iki yüzeysel videoyla yüzyıllık tarih üzerine ahkam kesen bir toplumsal profil.
Ne yazık ki geldiğimiz noktada, derinliğini kaybetmiş ama ambalajı parlatılmış devasa bir sığ özgüven yumağıyla karşı karşıyayız.
Eskiden cehalet bir utanç vesilesiydi; insan bilmediği yerde susar, mahcubiyet duyardı. Bugün ise biçim değiştirdi: Artık özgüvenli, gösterişli ve son derece gürültülü. Bilginin kendisine ulaşmanın tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir çağda, ne yazık ki bilginin sindirilmesi, özümsenmesi ve bir ahlaka/idrake dönüşmesi bir o kadar değersizleşti.
Gelişmişliği bir "öz" veya "birikim" meselesi olarak değil, tüketilen nesneler üzerinden ölçen bu yaklaşım, toplumsal dokuyu için için çürütüyor. İnsanlar "olmak" için harcanması gereken o zahmetli zamandan ve emekten kaçarken, "gibi görünmenin" konforuna sığınıyorlar. Gerçek bir entelektüel derinlik; okuma, sorgulama, mütevazılık ve disiplin ister. Ancak günümüzün sığ kültürü, ambalajı parlatılmış cehaleti ödüllendirdiği için hızlı ve zahmetsiz olan tercih ediliyor.
Psikolojide "Dunning-Kruger Etkisi" olarak tanımlanan bu sığ özgüven mekanizması, tam da bu durumu özetliyor: Bir konu hakkında en az bilgiye sahip olanlar, o konunun en büyük uzmanıymış gibi ses çıkarır. İşte bu yüzden üç dakikalık video izleyen tarihçi, iki popüler kültür içeriği tüketen sosyolog kesiliyor.
Sessiz ve alçakgönüllü bir bilgisizlik tolere edilebilir, hatta öğretilebilir. Ancak kibirle harmanlanmış, iki marka ve üç yabancı kelimeyle zırh kuşanmış bu sığ özgüven, toplumsal aklı ve hafızayı yok eden en tehlikeli virüstür.
Eğer bu dalgaya teslim olmak istemiyorsak; biçime değil öze, gürültüye değil derinliğe, tüketmeye değil üretmeye değer veren bir duruşu yeniden inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde, AVM koridorlarında medeniyet arayan ama kendi özüne yabancılaşmış bu kalabalıkların arasında kaybolup gideceğiz