Dokunmadan Kokmayan Yaprak
Itır
Pencere kenarlarının, babaanne evlerinin ve yaz ikindilerinin sessiz tanığıdır ıtır çiçeği. Şatafatlı orkideler ya da gösterişli güller gibi ilk bakışta aklınızı başınızdan almaz. Gösterişsizdir; yeşilin en sade tonuyla bir saksıda öylece durur. Fakat ona dair asıl mucize, yanından öylesine geçip gittiğinizde değil, ona temas ettiğiniz an başlar.
Itır, kokusunu dünyaya saçmak için bir etkileşim ister. Yaprağına hafifçe dokunup parmaklarınızın arasında gezdirdiğinizde, odanın havasını bir anda değiştiren o ferah, limonumsu ve gül kokulu rayiha yayılır etrafa. Çiçeğin sırrı renginde değil, sakladığı derinliktedir. Kendi halinde dururken sıradandır; ancak hayatın sıcaklığıyla temas ettiğinde gerçek kimliğini ortaya koyar.
Günümüz dünyasında çoğu şey ıtırın tam tersi bir mantıkla işliyor. Dışarıdan bakıldığında parıltılı, iddialı ve yüksek sesli ama biraz yaklaştığınızda bir derinliği olmayan ilişkiler ve duygularla çevriliyiz. Vitrinler süslü, ama ruha dokunan öz eksik. Oysa insan ilişkileri de tıpkı ıtır yaprağı gibidir; emeksiz, temassız ve yüzeysel kaldıkça gerçek kokusunu vermez. Bir insanın kalbine temas etmeden, onun hikayesini dinlemeden içindeki güzelliği göremezsiniz.
Balkon köşesinde unutulmuş bir saksı ıtır, bize çabasız güzelliğin olmadığını hatırlatır. Kendi kabuğunda yaşayan ama dokunulduğunda tüm cömertliğiyle içindekini sunan insanlara benzer. Zariftir, dirençlidir, azla yetinir ama bir kez açıldı mı cömertçe paylaşır.
Belki de bu yüzden, hızın ve yüzeyselliğin çağında bir ıtır yaprağını okşamak sadece bir bitkiye dokunmak değildir; samimiyete, emeğe ve sabra geri dönmektir. Hayatın karmaşasında yürürken yanımızdakilere sadece bakıp geçmek yerine, ruhlarına dokunmayı hatırlamalıyız. Çünkü gerçek güzellikler, tıpkı ıtır kokusu gibi, ancak içten bir temasla özgür kalır.