Gürültünün Ortasında Bir Sığınak
Sağduyu
Büyük lafların edildiği, herkesin kendi haklılığını yüksek sesle haykırdığı bir çağda yaşıyoruz. Sesimizin yüksekliğiyle var olmaya, hızımızla övünmeye çalışırken fark etmeden çok kıymetli bir şeyi yitiriyoruz: Sakin bir aklın ve süzülmüş bir vicdanın rehberliği olan sağduyuyu.
Oysa sağduyu; dünyayı bağırarak değil, görerek ve hissederek anlama çabasıdır. Sadece zihinsel bir zekâ göstergesi değil, ruhun ve merhametin bir olgunluk sınavıdır.
Sağduyu: Akıl ile Vicdanın ortak noktası
Çoğu zaman sağduyuyu basit bir "mantıklı olma" hali sanıyoruz. Oysa sadece mantık, soğuk ve acımasız olabilir. Gerçek sağduyu; akıl ile vicdanın aynı noktada buluşmasıdır.
Öfkenin ve haklı çıkma arzusu kabarırken, araya koyabildiğimiz o hayati saniyelik duraksamadır.
Karşımızdakini bir "rakip" değil, kendi hikayesi olan bir "insan" olarak görebilme cesaretidir.
Haklı olmanın lüksüne kapılmayıp, doğru ve iyileştirici olanı seçebilme alçakgönüllülüğüdür.
Bugün ilişkilerimizi, dostluklarımızı ve toplumsal harcımızı çürüten şey fikir ayrılıkları değil; tam da bu sağduyu eksikliğidir. Anlamaya çalışmadan yargılamak, dinlemeden cevap yetiştirmek, kalbimizin etrafına ördüğümüz kalın duvarların birer sonucudur.
Sessiz Gücün Farkına Varmak
Sağduyu gösterişsizdir; bağırmaz, şov yapmaz, alkış beklemez. O, fırtınalı denizlerde geminin alabora olmasını engelleyen dip akıntısı gibidir.
Kendi içimizde o sağduyulu sesi uyandıramadığımız sürece, kurduğumuz her cümle bir yankıdan, vardığımız her yargı ise sığ bir önyargıdan ibaret kalır. İnsan, ne zaman ki "Benim fikrim" hırsını bir kenara bırakıp "Burada adil ve merhametli olan nedir?" diye sorabilirse, işte o zaman sağduyunun kapısını aralar.
Bir Uyanış Daveti
Hayat, birbirimize savurduğumuz haklılık sloganlarıyla değil; birbirimizin yükünü fark edebildiğimiz, ne zaman susup ne zaman elimizi uzatacağımızı bildiğimiz ölçüde derinleşir.
Gürültünün ve öfkenin bizi teslim almasına izin vermeyelim. İhtiyacımız olan şey daha çok ses veya daha sert sözler değil; aklın ışığında demlenmiş, vicdanın süzgecinden geçmiş bir sağduyudur.
Çünkü dünya; ancak kendini sorgulayabilen, anlamaya gönüllü olan ve sağduyuyu bir yaşam pratiğine dönüştüren insanların yüzü hürmetine daha yaşanılır bir yer olacaktır.