BİR SANDIK KOKUSU, BİR ÖMÜR MİRASI: KARANFİL
Zamanın hızlı aktığı, her şeyin tüketim tezgâhlarında çabucak eskidiği bir çağda yaşıyoruz. Oysa başımızı biraz geriye çevirdiğimizde; emeğin, sabrın ve sevginin ilmek ilmek işlendiği bambaşka bir dünyanın kokusunu duyarız. O koku, ahşap bir çeyiz sandığının kapağı her aralandığında odanın içine dolan o derin, o tanıdık karanfil kokusudur.
Karanfil, bu topraklarda hiçbir zaman sadece bir çiçek olmadı. Bir oyaya dönüştü genç kızın parmaklarında; söylenmemiş sözlerin, utangaç sevdaların dili oldu. Annelerimiz, gecenin sessizliğinde iğneye ipliği geçirirken, kızlarının istikbaline duydukları duaları dokudular o kumaşlara. Motif motif karanfil açtı tülbentlerin kenarlarında. Çeyiz sandığına koyarken gözü gibi sakladığı, gelin gittiği evde en baş köşeye serilen o yazmalar, sadece bir örtü değil; bir annenin yüreğinden kopup gelen en incelikli mirastı.
Türkülerimize kulak verin; karanfilsiz bir hasret, karanfilsiz bir sevdalanma bulabilir misiniz? "Karanfil eken bilir..." der Anadolu insanı. Çünkü bilirdi ki emek vermediğin şey senin olmaz, sabretmediğin duygu kök salmaz. Karanfil, fedakârlığın ve sadakatin rengiydi. Kokusu öyle kolay kolay uçup gitmez, zamana direnirdi. Tıpkı o eski sevdalar, o eski dostluklar ve sarsılmaz aile bağları gibi...
Bugün belki sandıkları kaldırdık odalarımızdan, belki tülbent kenarındaki o ince oyaları unuttuk modern hayatın koşturmacasında. Ama ne zaman bir çayın yanında bir karanfil tanesi görsek ya da o kokuyu saniyeliğine bile duysak, yüreğimizde bir şeyler sızlar. Çünkü o koku bize samimiyeti, inceliği ve gerçek değerlerin unutulmaması gerektiğini hatırlatır.
Sandıklarda saklanan sadece tülbentler değilmiş meğer; bir kültürün zarafeti, bir toplumun hafızası ve bir annenin karşılıksız sevgisiymiş. Karanfilin kokusu yüreğinizden, zarafeti hayatınızdan hiç eksik olmasın