Biri Şahitlik, Biri Suskunluk
Çanakkale’den Sarıkamış’a Bize Kalan Emanetler
Hayatta bazı manevi emanetler vardır ki; ne rakamlarla ifade edilebilir ne de herhangi bir maddi değerle ölçülebilir. Bu topraklarda başımızı dik tutmamızı sağlayan, bastığımız toprağı "vatan" kılan en büyük emanet ise şüphesiz şehitliklerimizdir. Hiçbir şahsi menfaat gözetmeden, gözünü bile kırpmadan canını feda edenlerin bıraktığı bu miras, bayrağımızın al renginde yaşamaya devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret ettiğimde, bir kez daha derinden hissettim bu ruhu. Şehitlerimizin aziz hatırasına yaraşır şekilde sade, gösterişten uzak, son derece temiz ve bakımlı bir hürmet dünyası kurulmuş orada. Herhangi bir hizmet bedeli, bir ticari kaygı güdülmeden sunulan o samimi hizmet; insana Çanakkale Ruhunun hâlâ diri olduğunu hissettiriyor. Orada mermerlerin gösterişi değil, sadeliğin vakarı konuşuyor.
Ne var ki; bu gurur dolu tabloyu zihnimde taşırken, geçen sene ziyaret ettiğim Sarıkamış Şehitliği ve doğup büyüdüğüm memleketim Kars’ın tarihi dokusu geldi gözümün önüne. İşte o an, kalbime derin bir sızı saplandı.
Sarıkamış’ın o dondurucu soğuğunda sonsuzluğa yürüyen binlerce vatan evladının yattığı topraklardaki bakımsızlık ve yer yer göze çarpan anlamsız gösteriş çabası, Çanakkale’deki o sade asaletle tam bir tezat oluşturuyordu. Sadece şehitliklerimiz de değil; kaç medeniyete ev sahipliği yapmış, kültürlerin el değiştirmesiyle zenginleşmiş Kars’ımızın o kadim tarihi ne yazık ki bir ilgisizliğin kurbanı.
Yakın tarihin ve sivil mimarinin nadide örneklerinden biri olan Katherina Av Köşkü’nün ahıra çevrilip harabeye dönüştürülmesi, tarihi yapıların kendi kaderine terk edilmesi bir Karslı olarak beni derinden yaraladı. İçimden yükselen "keşkeler" birbirini kovaladı.
Oysa tarihin, kültürün ve şehitliklerin şatoya, lüks binalara ya da yapmacık restorasyonlara ihtiyacı yoktur. Onların tek ihtiyacı var: Özen, hürmet ve sadelik.
Bir yanda Çanakkale’de gördüğümüz vefa örneği, diğer yanda Sarıkamış’ta ve Kars’ın tarihi sokaklarında karşılaştığımız değersizlik ve ihmal... Bu tezat sadece bir şehir meselesi değil, milli hafızamıza karşı bir sorumluluk sınavıdır.
Gözümüzün önünde eriyip giden bu tarihi değerleri ve kaderine terk edilen şehitlikleri dile getirmek, onları unutmamak ve unutturmamak hepimizin boynunun borcudur. Dilerim ki Sarıkamış’ın vakur sessizliği ve Kars’ın kadim kültürü, hak ettiği hürmete ve koruyucu ele bir an önce kavuşur.
Çünkü biz o emanetlere sahip çıktığımız sürece bu topraklar vatan kalmaya devam edecek.