reklam
reklam
01 Haziran 2026
İstanbul
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,9150 %0.19
53,5436 %0.11
6.642,63 % -0,67
Ara
Sağ Elin Unuttuğu

Sağ Elin Unuttuğu

YAYINLAMA:

Kameraların Kaydettiği "İyilikler"
​Bizler, insan onurunu her şeyin üstünde tutan, asaletini derin bir sessizlikten alan muazzam bir medeniyetin mirasçılarıyız. Bu toprakların ruhuna yön veren en zarif pusulalardan biri bellidir: "Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek." Bu cümle sadece bir yardımlaşma yöntemi değil; verenin kibrini ezen, alanın mahcubiyetini örten, insanı insana karşı koruyan ahlaki bir zırhtır. Eskilerin "sadaka taşları" koyarak, alanı da vereni de meçhul kılan o ince ruhu, bu sarsılmaz ahlakın bir tezahürüydü.
​Peki, bugün neye dönüştük?
​Çağımız, bu asil düsturu tam tersine çevirip insanlığın önüne yeni bir veba sürdü: Gösterişçi iyilik, namıdiğer "sosyal medya hayırseverliği." Artık bir yaraya merhem olmak, bir çaresizin elinden tutmak kendi başına yetmiyor. Eğer yapılan o yardım kayda alınmıyorsa, kameralar açılmıyorsa, ışıklar doğru açıdan vurmuyorsa ve en nihayetinde bir dijital beğeniye ya da şahsi bir çıkara tahvil edilmiyorsa, sözde "iyilik" değer görmüyor.
​Bugün sokaklarda, ekranlarda gördüğümüz şey bir yardımlaşma değil; bir insanın yoksulluğunu, çaresizliğini ve bükülen boynunu sermaye ederek yapılan bir nüfuz ticaretidir. Yardımı alan muhtaç insan, o iyiliğin öznesi değil; yardımı yapanın egosunu, sosyal statüsünü ve reklamını parlatan bir "dekor" hâline getiriliyor. Bir babanın evladının yanındaki mahcubiyetini, bir annenin gözündeki çaresizliği kadraja sığdırıp, arkasına da kendi gülen yüzünü ekleyerek "Ben yardım ettim" diye caka satmak, iyilik değil; o insanın haysiyetini apaçık bir şekilde gasp etmektir.
​İşin en acı tarafı ise, gerçekten ihtiyacı olan, iffetinden ve asaletinden dolayı köşesinde sessizce rızkını bekleyen insanların bu şov dünyasında görünmez kılınmasıdır. Kimin üzerinden daha çok reklam yapılacaksa, kimin sesi daha çok çıkıyorsa ya da hangi kapıdan gelecekte şahsi bir çıkar, bir ihale, bir itibar devşirilecekse, "iyilikler" de oraya akıyor. Bir eliyle toplumun hakkını, hukukunu ayaklar altına alıp, diğer eliyle kameralar önünde sadaka dağıtan bu "diplomalı ve etiketli riyakârlık", toplumun vicdan hafızasıyla alay etmekten başka bir şey değildir.
​Gerçek karakter; kimsenin izlemediği, hiçbir kameranın kaydetmediği ve hiçbir alkışın yükselmeyeceği o zifiri karanlıkta takınılan tavırdır. Vicdan, o muhtaç gözlerdeki burukluğu görüp kamerayı kapatmayı, hatta o yardımı gece yarısı kapıya bırakıp sessizce uzaklaşmayı gerektirir.
​Bugün toplum olarak en büyük ihtiyacımız; süslü paketler, parlak ışıklar ve kameralar eşliğinde önümüze sürülen o sahte hayırseverlikler değildir. Bizim acilen; hesapsız, kitapsız, reklam sevdasına düşmemiş ve sadece insan onurunu gözeten o samimi, sessiz vicdanlara dönmeye ihtiyacımız var. Çünkü bilmeliyiz ki; kameraların ışığı altında yapılan iyilik sadece sahibinin kibrini besler; insanlığı yaşatacak olan ise sessizce sarılan yaralardır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *