Hanımeli Kokusu
Gönül Çitlerini Saran Hatıra: Hanımeli Kokusu
Bazı kokular vardır, sadece burnunuza değil, doğrudan ruhunuza hitap eder. Bir sokağın köşesini döndüğünüzde sizi karşılayan o yoğun, tatlı ve derin rayiha; çocukluğunuzun en saf anlarını, yaz akşamlarının o telaşsız huzurunu bir çırpıda önünüze seriverir. İşte hanımeli, tam da böyle bir zaman makinesidir.
Doğanın en mütevazı ama en cömert tırmanıcısıdır o. Ne şatafatlı bir saksı bekler ne de özel bir ihtimam. Bir duvar bulsun yeter; sarılır, sarmalar ve zamanla o gri betonları yaşayan, nefes alan birer tabloya dönüştürür. Çiçekleri ise birer sanat eseri gibidir; beyazdan sarıya dönen renk geçişleri, sanki günün batışını üzerinde taşır.
Akşamın Sessiz Şarkısı
Hanımelini diğerlerinden ayıran en büyük sırrı, vaktidir. Güneş çekilip el ayak durulduğunda, o kendi lisanıyla konuşmaya başlar. Gün boyu sakladığı o meşhur kokusunu akşam rüzgârına emanet eder. Belki de bu yüzden, balkon sefalarının, demli çayların ve derin sohbetlerin en sadık şahididir. O koku, sadece bahçeyi değil, insanın içindeki o sakin köşeyi de güzelleştirir.
Sadakat ve Bağlılık
Eski inanışlarda hanımeli, sadakatin sembolü kabul edilirmiş. Bir yere bir kez tutundu mu, orayı bırakmayan yapısı bundandır belki de. Sadece toprağa değil, hafızamıza da öyle sıkı tutunur. Bugün modern dünyanın hızlı temposunda, plastik kokulu şehirlerin arasında bir hanımeli dalına rastlamak, aslında özümüze rastlamaktır.
Hangi bahçede, hangi duvarın dibinde olursa olsun; hanımeli bize sabrı ve nezaketi fısıldar. Kendi halinde büyümenin, etrafına güzellik yaymanın ve sessizce ama derinden var olmanın zarafetini öğretir.
Eğer bu akşam rüzgârla gelen o tatlı kokuyu duyarsanız, bir anlığına durun ve derin bir nefes alın. Çünkü hanımeli, doğanın bize "her şey yolunda" deme şeklidir.