ÖNCE AHLAK
EĞİTİM ŞART AMA ÖNCE AHLAK: ÇOCUKLARIN ELİNDEKİ SİLAH KİMİN ESERİ?
Bugün toplum olarak aynaya baktığımızda gördüğümüz suret, ne yazık ki vaat ettiğimiz o "aydınlık gelecek"ten çok uzak. Bir süredir ısrarla üzerinde durduğum, her fırsatta kalemime doladığım akran zorbalığı ve toplum baskısı meseleleri, artık sadece birer "sosyal problem" olmaktan çıktı; okullarda küçücük çocukların ellerinde silahların patladığı bir cinnet haline dönüştü.
Peki, nasıl oldu da elinde ders kitabı olması gereken eller, bir cana kıyacak kadar ağır metallere uzandı?
Bilgi Çok, Ahlak Yoksun
Yıllardır "Eğitim şart" dedik. Okullar açtık, müfredatlar yeniledik, teknolojiyi sınıflara soktuk. Ancak bir şeyi çok feci şekilde atladık: Ahlak. Eğitim, bir çocuğa sadece formülleri, tarihleri veya yabancı dilleri öğretmek değildir. Eğer biz bir çocuğun kalbine merhameti, zihnine ise ötekinin yaşam hakkına duyulması gereken saygıyı yerleştiremiyorsak, verdiğimiz eğitim sadece "nitelikli bir canavar" yaratmaya yarar.
Bilgi sahibi olup ahlaktan yoksun kalmak, topluma doğrultulmuş bir silahtır. Bugün okul koridorlarında yankılanan o korkunç sesler, aslında bizim ahlak eğitimindeki boşluğumuzun yankısıdır.
Zorbalığın Sessiz Çığlığı
Akran zorbalığı dediğimiz kavramı hala "çocukluktur, aralarında hallederler" diye geçiştirenler var. Hayır, halledemiyorlar! Sistematik olarak dışlanan, aşağılanan, fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalan bir çocuk, bu baskı altında ya tamamen içe kapanır ya da maruz kaldığı şiddeti bir yerden sonra taklit etmeye başlar.
Toplum baskısı, çocukları "güçlü olmazsan ezilirsin" fikriyle zehirliyor. Merhametin zayıflık, şiddetin ise bir "erkeklik" veya "karakter" göstergesi olarak sunulduğu bir iklimde, çocukların o zehri silah olarak kuşanması şaşırtıcı mı?
Sorumluluk Hepimizin
Bir okul baskını yaşandığında suçluyu sadece o tetiği çeken çocukta aramak, peki hiç düşündük mü bu küçük çocuk bunları nereden temin etti ona bu aklı kim verdi ve gelecek hayalleri olması gereken bir masum çocuğu kim ve kimler bu hâle getirdi ve sonrada kendi canına nasıl kıydı o küçücük çocuğun büyük hayalleri olması gerekirdi ama biz toplum olarak yine vicdanımızı rahatlatmak için sadece çocuğu suclama çabasına girdik . O silahı o çocuğun eline;
Televizyon dizilerindeki şiddet güzellemeleriyle,
"Vurana sen de vur" diyen aile nasihatleriyle,
Zorbalığı görmezden gelen okul idareleriyle,
Ve en önemlisi, erdemli olmayı değil, sadece "başarılı" olmayı kutsayan toplum yapımızla biz verdik.
Sonuç Yerine
Artık durup düşünme vaktini çoktan geçtik, artık iyileşme vaktidir. Eğitimin başına "ahlak" ve "vicdan" kelimelerini büyük harflerle yazmak zorundayız. Çocuklarımıza matematik öğretmeden önce, arkadaşının kalbini kırmamanın bir hayat kurtarmak kadar değerli olduğunu öğretmeliyiz.
Çünkü ellerinde silahlarla okul basan çocuklar, aslında bizim toplumsal iflasımızın en acı raporudur