Adalet mi, Sömürge mi?
“Adalet getireceğiz” cümlesi, tarihin en tehlikeli cümlelerinden biridir. Çünkü bu söz bazen mahkeme salonlarında değil, savaş uçaklarının gölgesinde söylenmiştir.
Bir ülkeye demokrasi götürme iddiasıyla girip, geride yıkılmış şehirler ve en masum insanların mezarlarını bırakmak… Buna adalet denebilir mi? Yoksa bu, başka bir adla anılan güç mücadelesi midir?
Yakın tarih, bu soruların yankısıyla dolu.
Örneğin Irak a 2003’te yapılan müdahale, “özgürlük” ve “güvenlik” söylemleriyle savunuldu. Ancak yıllar süren çatışmalar, sivil kayıplar ve ölen çocuklar istikrarsızlık, bu söylemlerin meşruiyetini dünya kamuoyunda tartışmalı hâle getirdi.
Benzer şekilde Libya’da “insani müdahale” söylemiyle başlayan süreç, uzun süreli bir kaosa dönüştü.
Sorun şu:
Eğer bir operasyonun sonunda en masum insanlar ölüyorsa,çocuk kanı akıyorsa insanlar zulüm görüyorsa
eğer yeraltı kaynakları hızla el değiştiriyorsa,
eğer yerel halkın iradesi güçlenmek yerine zayıflıyorsa…
O zaman ortada adalet değil, çıkar vardır.
Gerçek adalet;
Güçlünün zayıfı şekillendirmesi değil,
Halkların kendi kaderini tayin edebilmesi,
Sivillerin korunması,
Uluslararası hukukun evrensel uygulanmasıdır.
Adalet evrensel değilse,
Bir yerde suç sayılan şey başka bir yerde “operasyon” diye meşrulaştırılıyorsa, orada bir çifte standart vardır.
Sömürgecilik artık eski bayraklarla gelmiyor olabilir. Ama ekonomik bağımlılık, askeri müdahale ve kaynak kontrolü üzerinden yeni biçimlere bürünebiliyor.
Öfken anlaşılır. Çünkü adalet kelimesi kirletildiğinde, geriye güvensizlik kalır.
Belki de asıl soru şu:
Adalet gerçekten kimin için ve kim tarafından sağlanıyor? Ve neden ABD sağlıyor bir taraftan çocukların kanıyla beslenirken bir taraftan da sizlere özgürlük getireceğim diye nutuklar atıp yer altı hazinelerini sömürüyor masa altında İsrail'e el sıkışıp masum halk üzerinden ciddi pazarlıklar kurulup yaşasın özgürlük diyip propaganda larla halkı sokaklara döküyor saf halkta iç hesaplaşmaları kendi elleriyle katillerin eline verip bize adalet getirildi diyip oyuna geldiğini farketmiyor oysaki dağda çobanlık yapıp sürüsünü kurtan korumaya çalışan çobana sorsanız kurt,un sürüyü yalnız görmesiyle içine girip o koyunları tek tek boğar kan kokusunu bir kere aldımı o sürüde boğmadığı koyun kalmaz ağzı kan kokan kurt boğduklarıyla dururmu tabiki hayır başka sahipsiz bir sürü bulana kadar bu böyle devam edip durur tarih tekrarlamaya mahkumdur burda halkın üstüne düşen görev dışarıdaki katili içine almayıp kendi problemler,ini adilce kendilerinin çözmesidir