Bir Annenin “Elhamdülillah”ı ve Bizim Vicdanımız
Geçenlerde Instagram’da karşıma bir video çıktı.
Filistinli bir anne…
Çocuklarını, kardeşlerini, ablasını, eşini ve ailesinin neredeyse tamamını kaybetmiş. Bir insanın hayatında taşıyabileceği acıların belki de tamamını aynı anda omuzlarında taşıyan bir kadın…
Videoyu izlerken boğazım düğümlendi. Sadece yutkundum. Bir an nefes almakta bile zorlandım.
Sonra o annenin ağzından bir cümle çıktı:
“Elhamdülillah… Şehitlerimle gurur duyuyorum.”
İşte o anda sustum.
Kendi hayatımı düşündüm. Dertlerimi, şikâyetlerimi, günlük telaşlarımı… Sonra o annenin yaşadıklarını düşündüm.
Ve içimden tek bir cümle geçti:
“her acıya karşı yine Allah'a teslim olmak
Belki de beni en çok yaralayan, onun bu kadar büyük bir acının içinden hâlâ “Elhamdülillah” diyebilmesiydi.
Biz bazen küçük bir sıkıntıda isyan ediyor, en ufak bir problemde hayatı kendimize zehir ediyoruz. Bir şey istediğimiz gibi olmayınca günlerce şikâyet ediyoruz.
O anne ise evlatlarını toprağa vermiş ve hâlâ Rabbine şükrediyor.
İşte insanın kendiyle yüzleştiği yer tam da burası.
---
Sonra aklıma bizim sıkça kullandığımız bir kelime geldi:
Boykot.
İsrail ürünlerini boykot ediyoruz.
Bir markayı almıyoruz. Bir ürünü raflarda bırakıyoruz. Sonra bazen büyük bir özgüvenle, “O markayı almasan ne olacak, diğerinin hammaddesi de onların…” diye birbirimize anlatıyoruz.
Peki gerçekten boykot sadece bir ürünü almamak mıdır?
Elbette tüketim tercihlerimizin bir anlamı vardır. Paramızı nereye harcadığımız, hangi şirketleri desteklediğimiz önemlidir. Fakat boykotun anlamı, birkaç markanın listesini ezberleyip birbirimize üstünlük taslamak değildir.
Boykot önce bilinçtir.
Araştırmaktır.
Her duyduğumuza inanmamaktır.
Bir markayı suçlarken elimizde güvenilir bilgi olmasına dikkat etmektir.
Ve en önemlisi, “Ben ne yapabilirim?” sorusunu samimiyetle sormaktır.
Çünkü mesele yalnızca bir ürünü satın almamak değildir.
Mesele, vicdanımızın ne kadarını alışveriş sepetimize sığdırabildiğimizdir.
---
Belki hepimiz her ürünü değiştiremeyiz.
Belki bazı ürünlerin alternatifini bulamayız.
Belki ekonomik şartlarımız buna izin vermez.
Ama yapabileceğimiz hiçbir şey yok demek de doğru değil.
Bazen bir ürünü almamak bir tercihtir.
Bazen israf etmemek bir tercihtir.
Bazen ihtiyaç sahibine yardım etmek bir tercihtir.
Bazen doğru bilgiye ulaşmadan paylaşım yapmamak bile bir tercihtir.
Bazen de sadece dünyanın bir yerinde yaşanan acıya sırtımızı dönmemek, onu unutmamak bir insanlık görevidir.
---
O Filistinli annenin sözünü hâlâ unutamıyorum:
“Elhamdülillah, şehitlerimle gurur duyuyorum.”
Ben o cümlede yalnızca bir annenin acısını değil, insanın dayanma gücünü gördüm.
Ve kendi adıma şunu anladım:
Bizim yapmamız gereken, o annenin acısını kendi hayatımızdaki sorunlarla yarıştırmak değil.
Onun sabrından utanıp kendimizi ezmek de değil.
Onun yaşadığı acının karşısında insanlığımızı yeniden hatırlamak.
Belki de asıl mesele budur.
Bir anne evlatlarının ardından “Elhamdülillah” diyebiliyorsa, biz de kendi hayatımıza bakıp daha az şikâyet etmeyi, daha çok şükretmeyi ve elimizden gelen iyiliği daha fazla yapmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü bazen insanın yapabileceği en büyük şey, dünyayı değiştirmek değildir.
Kendi vicdanında küçük de olsa bir değişiklik başlatmaktır.
Ve belki o değişiklik, düşündüğümüzden çok daha büyük bir iyiliğin başlangıcı olur.
O gün videoyu kapattığımda hâlâ boğazım düğümlüydü.
Ama aklımda tek bir soru vardı:
“Ben, insanlığım için bugün ne yaptım?”
Sanırım hepimizin zaman zaman kendimize bu soruyu sorması gerekiyor.