reklam
reklam
İstanbul
Az bulutlu
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,1657 %0.13
53,9890 %-0.08
6.072,79 % 0,85
Çocukluğun En Güzel Hatırası

Çocukluğun En Güzel Hatırası

YAYINLAMA:

Akasya Çiçeğinin Unutulmuş Tarihçesi
​Baharın sonuna doğru sokakları aniden kaplayan o yoğun, tatlı kokuyu bilirsiniz. Başınızı kaldırıp baktığınızda, salkım salkım beyaz ya da pembe çiçekleriyle size gülümseyen akasya ağaçlarını görürsünüz. Bugün kent mimarisinin sıradan bir parçası, gölgesinde soluklandığımız birer yol arkadaşı gibi görünen bu ağaç, aslında arkasında kıtaları, imparatorlukları ve kadim sırları barındıran muazzam bir tarih taşıyor.
​Gelin bugün, her gün yanından geçip gittiğimiz akasya çiçeğinin tarih yapraklarındaki kokusunu hep birlikte içimize çekelim.
​Kıta Değiştiren Bir Göçmen
​Pek çoğumuz akasyayı bu toprakların yerlisi sansak da aslında o, hırslı bir seyyah. Bugün Anadolu’da ve Avrupa’da en sık gördüğümüz tür olan yalancı akasya (Robinia pseudoacacia), 17. yüzyılın başlarında Kuzey Amerika kıtasından Avrupa’ya taşındı. Kral IV. Henri’nin başbahçıvanı Jean Robin, bu ağacın tohumlarını Paris’e getirip diktiğinde, muhtemelen bu beyaz çiçekli yabancının tüm kıtayı fethedeceğini tahmin etmiyordu. Nitekim ağacın botanik ismi de bugün hâlâ Robin’in adını yaşatır. Avrupa saray bahçelerinin gözdesi olan akasya, dayanıklılığı ve büyüleyici kokusuyla kısa sürede Osmanlı payitahtına, İstanbul’un köşklerine ve oradan da Anadolu’nun dört bir yanına yayıldı.
​Mitolojiden Kutsal Metinlere: Ölümsüzlüğün Simgesi
​Ancak akasya hikâyesi 17. yüzyılla sınırlı değil. Gerçek akasya türlerinin kökleri Eski Mısır’a ve Orta Doğu’nun kadim çöllerine kadar uzanır. Eski Mısırlılar için akasya, yaşam ile ölüm arasındaki köprüydü. Güneş Tanrısı Ra’nın bu ağacın içinden doğduğuna inanılır, yeşilliğini hiç kaybetmeyen yapısı nedeniyle o "ölümsüzlüğün simgesi" kabul edilirdi.
​Dahası, kutsal metinlerde de akasya odununun (Şittim ağacı olarak geçer) özel bir yeri vardır. Hz. Musa’nın Sina Dağı’nda aldığı emirlerle inşa ettirdiği On Emir’in saklandığı "Ahit Sandığı", çöle ve zamana meydan okuyan, çürümeyen bu özel akasya odunundan yapılmıştır.
​Masonik Sembolizm ve "Sırrı" Koruma
​Akasya çiçeğinin tarihteki en gizemli duraklarından biri de şüphesiz Masonluk teşkilatıdır. Masonik ritüellerde akasya, sadece ölümsüzlüğün ve ruhun yeniden doğuşunun sembolü değil, aynı zamanda sadakat ve sır saklamanın da bir nişanesidir. Efsaneye göre, Süleyman Mabedi’nin mimarı Hiram Usta katledildiğinde, mezarının yeri fark edilmesin diye üzerine bir akasya dalı dikilir. Ancak o dalın yeşilliği ve canlılığı, müridlerinin mezarı bulmasını sağlar. O günden beri akasya, "görünüşte ölü olanın içindeki yaşamı" ve erdemi simgeler.
​Sadece Seyirlik Değil, Ömürlük bir Miras
​Bugün şehirlerimizin beton griliğine meydan okuyan akasyalar, sadece estetik birer unsur değil. Onlar erozyonla savaşan, toprağa azot kazandıran, arıların en kaliteli balları üretmesine vesile olan birer ekolojik kahraman. Baharda açan çiçeklerinden yapılan o meşhur akasya reçelinin tadı ise çocukluğumuzun unutulmaz hafıza duraklarından biri.
​Bir dahaki sefere bir akasya ağacının altından geçerken adımlarınızı biraz yavaşlatın. Derin bir nefes alın. Kokladığınız şey sadece bir çiçeğin rayihası değil; Firavunların inançlarından Paris saraylarına, Hz. Musa’nın sandığından çocukluğumuzun reçel kavanozlarına uzanan binlerce yıllık insanlık tarihinin ta kendisidir.
​Ne mutlu o kokuyu hâlâ duyabilenlere...

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız