Bir Yaprağın Hatırlattıkları
Nane
Bazen bir yaprak, bir medeniyeti anlatır. Nane de işte öyle bir bitkidir. Küçücük yapraklarıyla hem sofralara ferahlık katar hem de insanlığa yüzyıllardır şifa sunar. Osmanlı’dan bugüne, nane yalnızca bir koku ya da tat değil; hayatın içinden gelen bir denge unsuru olmuştur.
Osmanlı mutfağını düşündüğümüzde naneli ayranlar, şerbetler, çorbalar akla gelir. Ama mesele yalnızca damak tadı değildir. Nane, yazın hararetini düşürür, mideyi rahatlatır, zihni ferahlatırdı. Seferdeki asker için mide ilacı, saraydaki hekim için tedavi aracıydı. İbn Sina’nın eserlerinde yer bulması boşuna değildir; çünkü nane, insan bedenini olduğu kadar ruhunu da rahatlatan bir nimettir.
Camilerde, evlerde, hatta çarşılarda nane kokusu eksik olmazdı. Temizliğin, ferahlığın ve dinginliğin sembolüydü. Bugün modern tıp “mentol” derken, geçmiş bunu çoktan keşfetmişti. Burun açan, baş ağrısını hafifleten, yorgunluğu alan etkisiyle nane, adeta tabiatın sunduğu sessiz bir hekimdi.
Dünya tarihine baktığımızda da nane hep baş köşededir. Antik Mısır’da sindirim için, Yunan’da zihin açıklığı için, Doğu’da denge için kullanıldı. Kültürler farklıydı ama ortak bir noktada buluşuyorlardı: İnsan, tabiatla uyum içinde yaşadığında şifa bulur.
Bugün ise raflarda paketlenmiş, kokusu bastırılmış, aceleyle tüketilen bir “ürün” hâline geldi nane. Oysa bize hatırlattığı şey çok daha derin: Yavaşlamak, sadeleşmek ve doğaya kulak vermek. Bir bardak nane çayı, belki de modern insanın unuttuğu sükûnetin anahtarıdır.
Belki de mesele nane değil…
Mesele, küçük şeylerin büyük anlamlarını unutmamızdır.
Bir yaprak kadar hafif, bir medeniyet kadar derin…
Nane, hâlâ bize anlatacak çok şeye sahip.