reklam
reklam
03 Şubat 2026
İstanbul
Parçalı bulutlu
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,5006 %0.06
51,3518 %0.1
6.870,86 % 5,65
Ara
Karabaş Otunun Unuttuğumuz Dili

Karabaş Otunun Unuttuğumuz Dili

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Osmanlı’da şifa, bugünkü gibi aceleye gelmezdi. Her hastalık için önce insanın mizacına bakılır, sonra tabiatın dili dinlenirdi. O dilde adı sıkça geçen bitkilerden biri de bugün adını bilip kıymetini unuttuğumuz karabaş otuydu.

Karabaş otu, Osmanlı hekimleri için sıradan bir kır bitkisi değildi. Beyni rahatlatan, zihni açan, insanın iç dünyasını sakinleştiren bir nimet olarak görülürdü. Darüşşifalarda yalnızca ilaç olarak değil, tütsü olarak da kullanılırdı. Çünkü Osmanlı hekimi bilirdi ki insan sadece etten kemikten ibaret değildir; ruh da tedavi ister.

İbn Sînâ’nın eserlerinde, Sabuncuoğlu’nun reçetelerinde karabaş otuna rastlamak tesadüf değildir. Melankoliye düşen, vesveseyle boğuşan, baş ağrısından mustarip olan insan için karabaş otu ölçüyle tavsiye edilirdi. Ne eksik ne fazla… Çünkü Osmanlı’da şifa, denge demekti.

Bugün ise aynı topraklarda yetişen bu bitkiyi ya “mucize” diye abartıyor ya da tamamen yok sayıyoruz. Oysa sorun bitkide değil, bakışımızda. Biz sadece karabaş otunu değil, onun temsil ettiği ölçüyü, sabrı ve hikmeti kaybettik.

Osmanlı insanı tabiatla kavga etmezdi; onunla konuşurdu. Hastalığı bastırmaya değil, anlamaya çalışırdı. Bir otun ne zaman toplanacağını, nasıl kullanılacağını, kime iyi gelip kime zarar vereceğini bilirdi. Bugün ise her şeyi hızla tüketiyor, sonra da neden şifa bulamadığımızı sorguluyoruz.

Karabaş otu bize sadece geçmişten bir bitki değil, bir hatırlatma sunuyor:
Şifa acelede değil, ölçüdedir.
Bilgelik gürültüde değil, sükûnettedir.

Belki de yeniden iyileşmek için önce toprağa, sonra kendimize kulak vermemiz gerekiyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *