Bir Tohumun Değişen Kaderi
Üzerlik
Bazı bitkiler vardır; toprağın değil, hafızanın içinde kök salar. Üzerlik tohumu da onlardan biri. Osmanlı’dan bugüne uzanan yolculuğunda şifa, inanç, korku ve temkinle anıldı. Bugün ise daha çok bir hatırlatma gibi: geçmişin gündelik hayatına açılan küçük bir kapı.
Osmanlı döneminde üzerlik, sıradan bir bitki değildi. Aktarlarda satılır, evlerde yakılır, hekimlerin reçetelerinde ölçülü ölçüsüz yer bulurdu. Nazara karşı tütsüsü, hastalığa karşı kaynatması vardı. İnsanlar onun dumanında korunma, kokusunda ferahlık arardı. Bilgi deneyimle aktarılırdı; faydası kadar zararının da olduğu bilinirdi ama bu bilgi modern anlamda değil, yaşanmışlıkla sınanmıştı.
Bugüne geldiğimizde ise üzerliğin yeri belirgin biçimde değişti. Artık ne bir ilaç ne de günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası. Daha çok bayram öncesi, yeni bir evde ya da “içim rahat etsin” denilen anlarda yakılan sembolik bir tütsü. Yani işlevden çok anlam taşıyor. Dumanı hastalığı değil, geçmişi dağıtıyor.
Modern tıp açısından bakıldığında üzerlik mesafeli bir bitki. İçerdiği güçlü maddeler nedeniyle kontrolsüz kullanımı riskli kabul ediliyor. Bu yüzden hastalık tedavisinde yeri yok; ancak laboratuvarlarda, akademik çalışmalarda hâlâ inceleniyor. Bir zamanlar halkın sezgisiyle kullanılan bitki, şimdi bilimin merceği altında.
Belki de üzerliğin bugünkü en önemli yeri tam olarak burada: kültürel bir miras olarak. Bize Osmanlı’nın gündelik hayatını, korkularını, umutlarını ve doğayla kurduğu ilişkiyi hatırlatıyor. Bir avuç tohumun, insan zihninde ne kadar büyük anlamlar taşıyabildiğini gösteriyor.
Üzerlik artık şifa dağıtan bir ilaç değil. Ama geçmişle bugün arasında tüten ince bir duman. Onu değerli kılan da belki tam olarak bu: Faydasından çok, hikâyesi.