Türkiye'nin hafızasından silinmeyen 12 Eylül: Demokrasinin askıya alındığı o karanlık gün

Türk siyasi tarihinin en sancılı dönemlerinden biri olan 12 Eylül darbesinin üzerinden yıllar geçse de etkileri hala tartışılıyor. 1980 yılında yaşanan askeri müdahale, ülkenin toplumsal ve siyasi yapısında derin yaralar açtı.

Türkiye, 12 Eylül 1980 sabahına alışılagelmişin dışında, tank sesleri ve sıkıyönetim bildirileriyle uyandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in radyo aracılığıyla duyurduğu 'Bayrak Harekatı', ülkenin demokratik işleyişine vurulan en ağır darbelerden biri olarak tarihe geçti.

Siyasi irade ve kurumlar devre dışı bırakıldı

Darbenin hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi ve mevcut Anayasa askıya alındı. Siyasi partilerin faaliyetlerine son verilirken, sendikalar ve çeşitli meslek örgütleri de kapatıldı. Ülke genelinde kurulan sıkıyönetim mahkemeleri, kısa sürede 230 binden fazla vatandaşın yargılandığı devasa bir hukuksuzluk mekanizmasına dönüştü.

İdamlar ve işkenceyle geçen yıllar

Askeri cunta yönetimi altında geçen süreç, ağır insan hakları ihlalleriyle anıldı. Deniz Gezmiş gibi dönemin öne çıkan isimlerinin de aralarında bulunduğu 48 kişi idam sehpasına gönderildi. Resmi kayıtlara göre 171 kişi, gözaltı süreçlerinde ve cezaevlerinde maruz kaldıkları ağır işkenceler sonucunda hayatını kaybetti.

Cuntadan cumhurbaşkanlığına uzanan süreç

Darbenin lideri Kenan Evren, 1982 yılında hazırlanan ve tartışmalı bir referandumla kabul edilen Anayasa ile birlikte cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Evren, 1989 yılına kadar sürdürdüğü bu görevle, askeri müdahalenin siyasi meşruiyetini kendi kurduğu sistem üzerinden devam ettirdi. Bugün, o günlerin acı hatıraları Türkiye'nin demokrasi mücadelesinde önemli bir ders niteliği taşımaya devam ediyor.

İLGİLİ HABERLER