Ankara’da düzenlenen kapsamlı bir panelde, Batı hegemonyasının küresel ölçekteki etkileri ve İslam dünyasının bu tablo içindeki konumu masaya yatırıldı. Akademisyenler, mevcut dünya sisteminin "dekolonyal" bir bakış açısıyla yeniden tanımlanması gerektiğini savunurken, Müslüman karşıtlığının sistematik bir sektör haline geldiğine dikkat çektiler.
Müslüman karşıtlığı nasıl bir endüstriye dönüştü?
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen "Batı Sonrası Dünya Düzenine Doğru" başlıklı söyleşide, Prof. Dr. Salman Sayyid ve Prof. Dr. Hatem Bazian önemli tespitlerde bulundu. Prof. Dr. Sayyid, Avrupa merkezli düşünce yapısının Müslümanların zihnine kadar işlediğini belirterek, "Dünyadaki sekiz milyar insanın yaklaşık iki milyarı Müslüman; ancak biz bu durumu hala bir azınlık meselesi gibi ele alıyoruz. İslamofobi, aslında Avrupa merkezciliğinin günümüzdeki en belirgin dışa vurumudur" ifadelerini kullandı. Sayyid, Batılı liberal demokrasilerin tarih boyunca her türlü ayrımcı yapıyla iş birliği yaptığını vurgularken, Müslüman ülkelerin bu konuda daha cesur bir duruş sergilemesi gerektiğini belirtti.
Sömürgecilik bitti mi yoksa şekil mi değiştirdi?
Prof. Dr. Hatem Bazian ise 11 Eylül sonrası dönemde Müslümanlara yönelik hukuki ve sosyal baskıların, devasa bir sektörel fonla desteklendiğine işaret etti. Bazian, Müslüman karşıtlığı ile mücadele eden lobilerin büyük oranda İsrail destekli kaynaklardan beslendiğini iddia ederek, "Eğitimden siyasete kadar her alanda 'aklımızın içinde yaşayan beyaz bir insan' var. Müfredatlarımız hala Avrupa merkezli anlam dünyasının esiri durumda" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci ve stratejik değişim hakkında da konuşan Bazian, Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik çifte standart uyguladığını savundu. Uzmanlar, Küresel Güney’in artık modern dünyanın bir mağduru olmaktan çıkıp, kendi medeniyet değerleriyle yeni bir dünya düzeni hayal etmesi ve inşa etmesi gerektiği konusunda birleşti.