Doğanın En Keskin Sırrı
Gerdeme Otu
Geçenlerde bir mahalle pazarında, tezgahın bir köşesine mütevazı bir şekilde sıkışmış taze, küçük yapraklı yeşillikler gözüme çarptı. Pazarcı esnafına ne olduğunu sorduğumda gülümseyerek yanıtladı: "Gerdeme otu abim, bilene şifa, bilmeyene sıradan ot!"
Şehir hayatının steril ve paketli gıdaları arasında unuttuğumuz o kadar çok değer var ki... Su teresi, kerdeme ya da kardomat adıyla da bilinen gerdeme otu tam olarak bu unutulmuş hazinelerden biri. Dere kenarlarında, temiz su kaynaklarının hemen yanı başında kendi halinde büyüyen bu şifa deposu, damakta bıraktığı o hafif acımsı ve keskin rokayı andıran aromasıyla aslında doğanın bize sunduğu en güçlü gurme lezzetlerden.
Bugün süpermarket raflarında ithal edilmiş "süper gıdalar" aramak için servet harcıyoruz. Oysa gerdeme otu, tabağımıza koyabileceğimiz en yerli ve en etkili C ve K vitamini depolarından biri. Sadece bağışıklığı güçlendirmekle kalmıyor; yüksek antioksidan oranıyla vücudu adeta tepeden tırnağa arındırıyor. Eskilerin hazımsızlık çektiğinde ya da iştahı kesildiğinde bir tutam gerdeme otuna sarılması tesadüf değilmiş.
Peki, bu şifalı otu soframıza nasıl dahil etmeliyiz? En güzel hali şüphesiz taptaze, çiğ tüketildiği hali. Bol sirkeli suda iyice yıkadıktan sonra süzüp; biraz zeytinyağı, limon ve süzme yoğurtla buluşturduğunuzda ortaya çıkan lezzet, en lüks restoranların salatalarına taş çıkartır.
Ancak küçük bir uyarıyı da es geçmemek gerek: Gerdeme otu doğada su kenarlarında kendiliğinden yetiştiği için hijyeni ayrı bir özen ister. Doğadan toplanmışsa mutlaka çok iyi temizlenmeli. Ayrıca içeriğindeki yoğun K vitamini sebebiyle kan sulandırıcı ilaç kullanan dostlarımızın porsiyon kontrolüne dikkat etmesinde fayda var.
Doğanın bize sunduğu bu mütevazı ama güçlü lezzetlere sofralarımızda daha çok yer açmamız dileğiyle. Bir sonraki pazar alışverişinizde gözleriniz o küçük yeşil yaprakları arasın; pişman olmayacaksınız